Pages

29 Kasım 2012 Perşembe

Uzmanlar uyardı 2030'da 8 milyon insan hayatını kaybedecek

Uzmanlar, 2030 yılında sigara tüketimi sebebiyle 8 milyon insanın hayatını kaybedebileceğini söyledi.

Sigara tutkusu ölümlere yol açıyor. Sigara içen insanlar başta akciğer kanseri olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanıyor veya sakat kalabiliyor. Uzmanlar, tiryakileri sigara bıraktırma polikliniklerine gitmeleri konusunda uyarıyor. Toplantıda konuşan Şevket YılmazEğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sigara tüketiminin dünyaya faturasının her geçen yıl daha da arttığına dikkat çekti. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 1987’den bu yana her yıl farklı temalarla “31 Mayıs Sigarasız Bir Dünya Günü”nü düzenlediğini söyleyen Karadağ, sigara bıraktırma poliklinikleri sayesinde başvuran insanların büyük bir çoğunluğunun tiryakilikten kurtulduğunun altını çizdi. Tütün salgınının farklı bir boyutuna dikkat çeken Karadağ, "Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 2012 yılı için belirlediği tema 'Tütün Endüstrisi Müdahalesi'dir. Tütün bütün dünyada en sık görülen ölüm sebebidir ve günümüzde her 10 yetişkinden birinin ölümünden sorumludur. Sigara, her yıl 600 bin pasif içici olmak üzere, yaklaşık 6 milyon insanın ölümüne yol açıyor. Gerekli tedbir alınmazsa bu sayı 2030 yılında 8 milyona ulaşacak. Bu büyük bir tehlikedir. Bu yüzden tiryakilerin sigarayı bırakmaktan başka çaresi yoktur" dedi.

Aile içi şiddetin sonuçları

Aile içi şiddetin şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışlara yol açtığı gibi intihar gibi olumsuz sonuçlar doğurabildiği belirtildi.


Geçtiğimiz günlerde Trabzon’un Tonya ilçesinde aile içi şiddetin küçük yaşta bir çocuğu intihara sürüklediğini hatırlatan Trabzon Özel İmperial Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şenol Anaç, aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme, şiddete maruz kalmanın intihar gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Çocukta kişiliğin oturmasında ilk beş yılın çok önemli olduğunu ifade eden Anaç, kişinin bedensel ve ruhsal açıdan, zarar görmesine, yaralanmasına veya sakat kalmasına neden olan davranışların hepsine ‘şiddet’ dendiğini kaydeden Dr. Anaç “Şiddeti, fiziksel, duygusal, ekonomik ve cinsel şiddet diye sınıflandırabiliriz. Şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışlar yaşamın erken dönemlerinde öğrenilir. Kişiliğin oluşumunda ilk beş yıl önemlidir. Bu nedenle aile temeldir.
Sonrasındaki okul ise, ailede alınan en iyi yada kötü eğitimi, şekillendirme, düzeltme ve çocuğu toplumsallaştırmaya çalışır. Aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme, şiddete maruz kalma, öğrenilme yoluyla, şiddete yatkınlık oluşturur. Medyanın şiddete uygulayan kahramanlar oluşturması ve ergenlerin bunları örnek alması ile yine medyanın şiddet olaylarını denetimsiz yayımlanmasıyla şiddete karşı duyarsızlık ve uygulanabilirlik düşüncelerin gelişmesi şiddete eğilimi artırmaktadır. Tüm bunların yanında aile içi şiddet intihar gibi istenmeyen sonuçlara da yol açabilir” dedi.
Ekonomik zorluklar, kültürel çalışmalar ve gelecek korkusunun bireylerde, umutsuzluk, bunalım ve öfke duygularının oluşmasına sebeb olduğunu kaydeden Dr. Anaç “İletişim becerilerinin yetersizliği, dürtü kontrol bozukluğu, alkol ve madde kullanımı, antisosyal ve narşistik, paranoid kişilik bozukluğu şiddet eğilimini artıran psikiyatrik nedenlerdir. Çözüm olarak bireysel çözümler yerine, toplumsal çözümler daha etkileyici olacaktır.
Anne baba eğitimi, okullarda psikolojik danışmanlıkta rehberliğe ağırlık verilmesi, medyanın şiddet içerikli yayınlarına öz denetim uygulaması, şiddet uygulayan kahramanlar yerine, bilimde, sanatta, sporda başarılı kahramanlar ön plana çıkarılması çocuk ve ergenler üzerinde etkili olacaktır. Yine ekonomik çözümler, topluma psikiyatrik yardıma ulaşabilirliliği artırma şiddeti önlemede etkili olacaktır. Sonuç olarak geçmiş yıllara göre daha zengin ve eğitimliyiz. Fakat amaç, eğitim, refah ve mutluluk olmalı" şeklinde konuştu.

21 Kasım 2012 Çarşamba

YAPRAK NASIL BASILIR?

Malum bu aralar yaprak mevsimi. En azından öyle olduğunu 2 yıl önce öğrendim. Ve eğer salamura yaprağı hazır almak yerine, kendim yaparım hem temizliğinden şüphem olmaz hem de başından sonuna benim emeğim olur derseniz işte tarifi ;
Yaprak nasıl basılır ya da salamura edilir?

MALZEMELER:
5 kilo yaprak
1 kilo iri tuz (kaya tuzu ya da salamura tuzu da deniyor)
5 kiloyu alabilecek büyüklükte bidon (İlk kez yapanlar satıcıya sorarsa onlar da yönlendiriyor)
Doğrusu ben de ilk kez 2 ıl önce denedim, ama o kadar güzel yapmışım ki hala o zamAndan kalan yaprağım var ve sapasağlam duruyor. Üstelik bu işin otoritelerinden de tam not aldı. Tarifimi güvenerek uygulayabilirsiniz.
İşe öncelikle yaprak almakla başlamalısınız. Alacağınız yapraklar küçük, damarları ve kendisi ince olmalıdır. Yaprağın arası çok ayrık olmamalı. İri damarlı yaprakları almaktan kaçının.
İlk olarak 1,5 litre suyu kaynatarak içine 4-5 çorba kaşığı tuz atarak eritin. Tuz oranının istendiği kadar olduğunu anlamak için yumurta koyarak bakılıyor, eğer yumurta suyun yüzünde kalıyorsa tuz oranı istenen kıvama gelmiş kabul ediliyor. Ama ben bu yöntemi uygulamıyorum.
Kaynattığınız ve tuz eklediğiniz bu suyun soğuması gerekiyor. En çabuk soğuyacağı yere kaldırın. Aldığınız yaprakları yukardaki gibi üstüste gelecek şekilde dizin.
Bu yapraklardan 8-10 tane alarak (parlak kısımları içte kalacak şekilde) saplarının olduğu kısma fotoğraftaki gibi yaklaşık 1 tepeleme çay kaşığı kadar tuz koyun ve yaprağınızı sarın.
Tuzlayarak sardığınız yaprakları, fotoğraftaki gibi, bidona düzgün şekilde dizin. Arada bir bastırarak aralarda boşluk kalmasını engelleyin.Tüm yaprakları sararak bastıktan sonra son olarak tamamen soğuduğuna emin olduğunuz tuzlu suyunuzu yavaş yavaş ekleyin.
Yapraklar suyu ekledikten sonra inecektir. Sığmayan yapraklarınız varsa oluşan bu boşluğu tekrar doldurabilirsiniz. Ayrıca kapağı kapamadan evvel ince uzun bir bıçak veya benzeri bir şeyi kullanarak yandan (içine sokarak) havasını alın.
Sarmayı yapacağınız zaman ihtiyacınız kadar yaprağı kaynamış suda biraz bekleterek tuzundan arındırmış olacaksınız.
AFİYET OLSUN.

Bahar aylarında Alerji hastalığına dikkat!

Fatih Tıp Merkezi'nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Necati Dağıstan, bahar aylarında alerjinin arttığına dikkat çekti.



Burun tıkanıklığı, hapşırma, baş ağrısı, sulu burun akıntısı, koku ve tat bozukluğuyla sık tekrarlanan kulak ve boğaz enfeksiyonunuz var ise siz de alerji olabilirsiniz. Bahar aylarında polenlerin etkisi ile artan alerji, vücudun savunma mekanizmasında meydana gelen fonksiyon bozukluğudur. Bu fonksiyon bozukluğu zaman zaman kişinin yaşam kalitesini düşürür ve tedavi edilmezse başka hastalıklara davetiye çıkarır. Aile bireylerinin bir tanesinde alerji mevcut ise çocukta da gelişme riskinin yüksek olduğunu vurgulayan Fatih Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Necati Dağıstan, “Herkesin farklı alerjene, farklı derecelerde ve farklı şekillerde ortaya çıkan alerjisi olabilir. Kendinizi gözlemleyerek alerjiniz olup olmadığını anlayabilirsiniz” dedi. Alerjilerde en çok görülen şikayetlerin burun tıkanıklığı, sulu burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırma, sık tekrarlayan boğaz ve kulak enfeksiyonu ile boğazda gıcık hissi olduğunun altını çizen Dağıstanlı, bir üst solunum yolu hastalığı olan alerjik nezlenin de son zamanlarda arttığını belirtti.

ALERJİ ŞİKAYETLERİ BAŞKA HASTALIKLARI DA TAKLİT EDEBİLİR

Alerji
şikayetlerinin başka hastalıkları da taklit edebileceğini söyleyen Dağıstan, “Örneğin, çok sık orta kulak iltihabı ya da üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda, eğer şikayeti bir yaşından önce başlamışsa, alerji olma ihtimali çok yüksektir ve bu şikayetler genellikle besin alerjine işaret eder” şeklinde konuştu. En sık görülen alerji türlerinin başında polen alerjisinin geldiğini vurgulayan Dağıstan, polenlerin sıcak, kuru ve rüzgarlı havalarda ve özellikle sabah saatlerinde en yüksek seviyeye ulaştığını, bu yüzden de hastaların sabahları mümkün olduğunca dışarı çıkmaması gerektiğini anlattı. Mevsimsel alerji nedenlerinden birinin de mantar alerjisi olduğunu söyleyen Dağıstan, “Mantarlar polenlerin aksine soğuk havada da alerjeniktir ve canlılığını yitiren ağaçların üzerinde bulunur. Ev ortamlarında ise en çok banyo ve bodrum katlarında oluşur. Bu yüzden hastalar banyodan çıkınca hapşırık krizine tutulur” diye konuştu.

SABAH SAATLERİNDE DIŞARI ÇIKMAYIN

Çocuklarda görülen ve belli bir yaştan sonra kaybolan besin alerjisinin de en çok karşılaşılan alerji durumlarından biri olduğunu anlatan Dr. Dağıstan, sıklıkla inek sütü, yumurta, buğday, soya, fıstık, ceviz, kabuklu deniz ürünleri ve balık alerjisinin görüldüğünü belirtti. Alerjinin tedavisi ve şikayetlerin azalması için öncelikle ilgili alerjenden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Dr. Dağıstan, özellikle uzak durulması zor olan polenler için sabah saatlerinde dışarı çıkılmamasını, pencerelerin kapalı tutulmasını ve hava filtresi kullanılmasını önerdi. Dağıstan, alerjenden uzak durmanın yetmediği durumlarda anti histaminik ve nasal kortikosteroid ilaçlarının kullanılabileceğini, ilaç tedavisi de yetmez ise aşı tedavisine başvurulabileceğini söyledi.

Bebeğiniz yeterince sağlıklı mı?

Uzman Dr. Can Özyıldız, bebeklerde görülebilecek sivilce, asimetrik kafa yapısı ve gözlerde çapaklanmanın doğal olduğunu, ailelerin endişelenmemesi gerektiğini söyledi.


ASİMETRİK KAFA YAPISI
Doğum sonrası, özellikle 1-2 aylık döneme kadar bebeklerin kemik yapısının çok yumuşak olduğunu belirten Özel Medline Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Can Özyıldız, bebeğin sürekli tek yöne yatırılması durumunda bebekte asimetrik kafa yapısı oluşabilir ya da sürekli sırtüstü yatan bebeklerde başın arka kısmının düzleşebildiğini söyledi. Dr.Özyıldız, bebeğin kafa yapısını düzeltmek için bebek 15 günlükken başlanan D vitaminin düzenli verilmesi, yatış pozisyonunun sürekli
değiştirilmesi ve egzersiz ile masaj tedavisi uygulanması gerektiğini anlattı.

BEBEKLERDE YÜZDE SİVİLCE

Gebeliğin son haftasında anneden bebeğe geçen hormonlar nedeni ile bebeğin doğumundan 1-2 hafta sonra yüzünde sivilce görülebildiğini anlatan Dr. Özyıldız, şunları söyledi: "Hassas cilt yapısına sahip bebeklerin ailelerinde alerjik bir yapı varsa, bebeğin cildi daha da hassas olur. Bu nedenle bebek için seçilen şampuan, sabun ve giysi yıkanmasında kullanılan deterjanların anti alerjik etkiye sahip olması gerekir. Bebeğin yüzünü silmek için kullanılan ıslak mendil cildini tahriş edebilir. Bebekleri sert bir şekilde ve sık sık öpmek ve sakalların bebeğin yüzüyle teması da bu sivilcelerin oluşumuna neden olabilir. Bebeğinizin yüzünde sivilce varsa, sivilceleri sıkmayın ve doktorunuzun önereceği doğal içerikli krem kullanın."

GÖZ KURULUĞU VE ÇAPAKLANMA

Bebeğin yaşamının ilk haftasında gözlerinin çapaklanmasının doğal olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Can Özyıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: "Göz çapaklanması neden olur dersek, doğum sırasında daima göze yabancı bir madde örneğin 'amnion' sıvısı gözlerin çapaklanmasını hazırlayabilir. Çapaklanmayı önlemek için her iki gözü, kaynatılıp ılıtılmış suyla, her biri için ayrı pamuk kullanarak temizleyiniz. Silmeyi, gözün dış köşesinden başlayıp aşağıya doğru yapın. Bebeğinizi, hasta
gözü yukarıda kalacak biçimde yan yatırın öylece uyutun. Aksi halde, öbür gözü de yatak çarşaflarının sürtünmesiyle mikrop kapabilir."
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız